2 Eylül 2011 Cuma

eylülün sesiyle, öyle işte..

"(...)
her şey o kadar dokunaklı ki
eylülsem, istemeden kırılıyorsam bazen
dağınık, renksiz bir mozayık gibiysem
üstelik yalnızsam bir de -telefonda kuş sesleri-
aynalardan duvarlara bir üzünç akıntısı
bu dünyada çekingen olmak çok iyi bir şeydir baylar."

22 Ağustos 2011 Pazartesi

uzaklar çağırıyor beni.

16 Ağustos 2011 Salı

ağzımın tadı

ağzımın tadı yoksa, hasta gibiysem,
boğazımda düğümleniyorsa lokma,
buluttan nem kapıyorsam, vara yoğa
alınıyorsam, geçimsiz ve işkilli,
yüzüm öfkeden karaya çalıyorsa,
denize bile iştahsız bakıyorsam,
hep bu boyu devrilesi bozuk düzen,
bu darağacı suratlı toplum.

dayak anlamındaki da.


28 Temmuz 2011 Perşembe

gerçek kaşık parçacıklı lezzet.

12 Temmuz 2011 Salı

"ne güzel gözleri vardı bir çocukla bir balığın."

"sevgi tekrardır. kötü şiirlerdeki, tekerlemelerdeki, boş inançlardaki, saplantılardaki, büyülerdeki tekrar."

bir kaşla iki tuş.

11 Temmuz 2011 Pazartesi

iyiyim, iyiyim.

"(...)
nedense bulutlanır gözleri arada
o zaman kimseyi görmez
uzaklara bakar yalnızca
benimle konuşurken, gazetesini okurken
ruhi bey uzaklara bakar
sanırsınız ki işte çok uzaklarda bir ruhi bey daha var
bana öyle gelir ki durmadan geri çağırır onu
ama durmadan
ve alır karşısına - neden bilinmez -
suçlu bir çocuktur da sanki o, gizli gizli azarlar."

30 Haziran 2011 Perşembe

tüm sorulara vermek istediğim cevaptır.

26 Haziran 2011 Pazar

24 Haziran 2011 Cuma

n'apıyoruz lan biz?

23 Haziran 2011 Perşembe

çocukluk kahramanım.

21 Haziran 2011 Salı

saklıyoruz, sayıklıyoruz.

biz ne yapıyoruz? hiçbir şeye tahammül edemezken, her şeyi tamir etmeye çalışıyoruz hesapta. oysa bir hesabımız bile yok. hesabımız kendimizle, haberimiz yok. garson, hesap lütfen! hesabını keselim dünyanın. bakalım, coşalım: nasıl da sahte her şey! hele kendimiz, önce kendimiz. biz bu sahte dünyanın bebekleriyiz. biz bu sahte dünyayı her an yeniden doğuran anneleriz. büyük boy menüler yiyip aile boyu sıçmayı severiz. sıçmak tamam ama aile de ne demekse. gökkuşağının dibindeki sandıkta kilitli masumiyet dediğimiz. nasıl da acı doluyuz, sıkıntılarda boğuluyoruz. hiçbir şey yapamazsak poz yaparız, var mı kralı? kral çıplakmış, hadi lan. kral çıplak olsa bayram olurdu hayat. oysa şimdi hüzünlerimiz bile bayat. ba ba bak, kafiyeye bak. aşk aşk diye sayıklayıp delirdiğimiz. ne ki. çünkü biz sevilmeyi severiz. ya da ilgiyi diyelim, ayıp olmasın. ve kaçarız sonra, üstüne bir güzel kendimizi kovalarız. bu kayıplıkta aidiyet duygusuyla hareket ederiz, ava çıkarız avlandığımızı bile bile ve bilmeden av olduğumuzu belki de. cıngıllarla bağlanırız hayata da neye bağlanmaktan kaçarız bilmeyiz. bir bok olmadığımızı biliyoruz aslında yalnızca bir bok olduğumuzu. biz bokunda boncuk bulmak için can atıp can veren götü boklu veletleriz. daha neyiz ki? öyle çok şeyiz ki, hiçbir şey değiliz. emeriz, gömeriz ama ne emmeye ne gömmeye geliriz. ölülerimizi gömeriz de kendimizi bir türlü göremeyiz. ayna ayna söyle bana diyen dilleri keseriz. ölülerimiz içimizde yaşar da kendimizi yaşama gömemeyiz. böyle ucuz ses benzeşmeleri, kelime oyunları yapar eğleniriz ve pahalıya satarız kendimizi. sürekli eğlence ararız, eğlenmek için işkencelerden geçeriz. kendimizi satarak para kazanır, o parayla da gider kendimizi satın alırız. psah! lafa bak. hiçbir değeri yok. çünkü biz değer bilmeyiz; belki değerimizin farkında değiliz. neler yapabileceğimizin ve aslında neler yaptığımızın. deliliğinin farkında olan delileriz ve deli bile değiliz. kendimizin değiliyiz. mantıklı düşünme yetimiz yetim bırakmış bizi, önermelerden beteriz. belki kendimize yeteriz ama ağır geliyor işte hassas bünyelerimize bu yağlı dünya. kusamıyoruz doya doya şöyle içimiz dışımız eşitlenene kadar. öylece susuyoruz ancak, içimizi içimize kusa kusa. öylece susuyoruz kiloluk laf kalabalığı ambalajlarının arasında. ne güzel susuyoruz milyonlarca susmamızla. helal olsun, kıyak adamlarız. nasıl da kalabalıkmışız ki yalnız kalmaktan kaçıyoruz. yalnız olmaktan. yalnız hissetmekten. yalnız yaşamaktan. kaçıyoruz ulan durmadan, kaçıyoruz da kaçıyoruz. ve açıyoruz arada içimizi, elbette göstermeden kendimizi. gösteriler yapıyoruz milyar dolarlık korkularımızla, perdeyi kapatıp kendimizi alkışlıyoruz. makyajımız akıyor, yüzümüzü yıkıyoruz. bir of çekip dağları yıkıyoruz. ve kirli kirli sularla. altımız kuru, gözümüz pek ama uykularımızı kanatıyoruz. kırık kanatlı kandırıkçılarız hepimiz. ebeyiz sobeyiz elmayız çanak çömleğiz, patlıyoruz. yanıyoruz. donuyoruz. sormayalım artık: biz neye ağlıyoruz? cevapları bağlayıp gözümüzü yumuyoruz. ne umuyoruz ki, niye uyumuyoruz. niye uyumuyoruzzz. niye uyuuuu. niye. zzzzzz.

[şubat '06]